LomoAmigo Burcu Böcekler ve Panoramaları

2017-03-06

Mevcutta Sprocket Rocket ile çektiği, İstanbul'daki Bizans ve Roma dönemine ait fotoğraflardan oluşan Panoramik İzler isimli sergisi ile Lomography Embassy Store Istanbul'un duvarına konuk olan Burcu Böcekler'le Sprocket Rocket deneyimi, panorama fotoğrafçılığı ve kullandığı mavi baskı tekniğini konuştuk. İste Burcu'nun deneyimleri ve bizimle paylaştığı etkileyici kareler.

Merhaba Burcu, bize biraz kendinden bahseder misin?

İzmirliyim. Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf ve Video Anasanat Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak çalışıyorum. Lisans eğitimimi Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde tamamladım ancak fotoğrafa olan ilgim üzerine fotoğraf eğitimi almaya karar verdim. Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisans yaptım. Fotoğrafa bakışımı derinleştiren kişi ise DEÜ GSF Fotoğraf Bölüm Başkanı, sevgili hocam Prof. Dr. Simber Atay oldu. Kendisinden aldığım fotoğraf tarihi ve fotoğraf kuramları dersleri ile birlikte önümde yepyeni bir alan açıldı ve akademik çalışmalarımı fotoğraf tarihi ile fotoğraf kuramı üzerinde sürdürmeye karar verdim.

Çeşitli karma sergilere, yurt içi ve yurt dışındaki konferanslara katıldım. 2014 ve 2016 yıllarında dünyanın en önemli fotoğraf teorisi konferanslarından biri olan Helsinki Photomedia adlı konferansta bildiri sundum. Geoffrey Batchen ve Liz Wells gibi fotoğraf kuramcıları ile tanışma fırsatım oldu.

Son zamanlardaki çalışmalarımı güneş baskı tekniklerinden olan gum bichromat ve cyanotype teknikleri üzerine gerçekleştiriyorum. Diğer yandan Sprocket Rocket ile projeler üretmeye devam ediyorum.

Panoramik İzler adlı sergim Kent Panoramaları üzerine hazırladığım doktora tezimin ve Roma ve Bizans eserlerine duyduğum ilginin sonucu oluştu.

Fotoğrafçılığa olan ilgin nasıl başladı? İlk makinen neydi, hatırlıyor musun?

Fotoğraf ile ilgilenmeye babam sayesinde başladım. Babam amatör olarak fotoğraf ile ilgileniyordu. Çektiği fotoğraflara ve bu fotoğraflarla oluşturduğu özenli albümlere bakmak çocukken en çok sevdiğim aktivitelerdendi. Hatta eve gelen misafirlere bu albümleri gösterdiğimi hatırlıyorum, bugün demek ki evde en değer verdiğim şeylerden birisi bu albümlermiş diye düşünüyorum ve albümlere baktığımda vernaküler nitelikleri beni daha çok etkiliyor, farklı okumalar yapabiliyorum. Hala en çok sevdiğin fotoğraf nedir diye sorsalar babamın 1980’lerde Fuar (İzmir Enternasyonal Fuarı) içinde yer alan hayvanat bahçesinde İzmir’in ünlü fili Pak Bahadur ve beni birlikte çektiği fotoğraf derim. Ama bu fotoğrafı sizinle paylaşamam… Roland Barthes’ı ve Kış Bahçesi fotoğrafını anmadan geçmeyelim! Bildiğiniz gibi Roland Barthes Camera Lucida adlı kitabını annesinin beş yaşında küçük bir kız çocuğu iken çekilmiş olduğu Kış Bahçesi (1898) adlı fotoğraf nedeni ile yazar. Bu fotoğrafı paylaşamayacağını şu cümleler ile açıklar:

O yalnız benim için vardır. Sizin için diğerlerinden farksız bir resim, sıradan’ın binlerce görüntüsünden biri olacaktır…
(Roland Barthes, Camera Lucida, Altıkırkbeş Yayınları, İstanbul 2000, sf 92)

İlk fotoğraf makinem babamın bütün çocukluğumuzu belgelediği Agfa Color Agnar’dır. 14 yaşındayken babama okuldaki arkadaşlarımın fotoğrafını çekmek istediğimi söyleyince babam Agfa Color Agnar’daki diyafram ve enstantane ayarlarını ve filmi makineye nasıl takacağımı anlattı. Makineyi bana ilk kez emanet etti. İlk çekimimi gerçekleştirdikten sonra baskıları elime aldığımda sonuç kötüydü çünkü deklanşöre basarken makineyi titrettiğim için tüm fotoğraflar flu çıkmıştı. Ancak sonraki çekimlerimde makinenin dilinden anlamaya başladım ve bu makineyi üniversiteyi bitirene kadar kullandım. Kendi aldığım ilk analog SLR makinem ise Cosina C1s’di. Bütün üniversite hayatım boyunca tüm çekimlerimi Agfa Color Agnar ve Cosina ile yaptım.

Panoramik fotoğrafçılığa ilgi duyuyorsun, panoramik fotoğraflarda seni çeken nedir?

Panoramik fotoğrafın manzarayı çok geniş veya kesintisiz şekilde sunması ve bu özelliğin sunduğu özgürlük, beni panoramik fotoğrafa yönelten temel şeydi. Bir diğer şey de panoramik fotoğrafın tarihsel gelişimini doktora tezim sırasında araştırdığımda, panoramik makine çeşitleri ve fotoğrafçıların farklı deneyimleri beni çok etkiledi.
Panorama, panoramik fotoğrafta kullanılmadan önce aslında ressam Robert Barker’ın Edinburgh’daki Calton Tepesi’nde yürürken kendisini çepeçevre saran kent görünümünü kesintisiz şekilde resmetmek istemesi sonucu icat edilmiş. Barker 1785 yılında Edinburgh’un 360 derecelik görüş açısına sahip bir resmini yapmış. Robert Barker’ın bu icadı, fotoğrafın icadı ile birlikte de çeşitli panoramik uygulamaların yapılmasına ve panoramanın fotoğrafçılar için bir ilham kaynağı olmasına sebep olmuş. Fotoğrafçılar fotoğrafın ilk yıllarında panoramik görüntü elde edebilmek için kendileri çeşitli yöntemler geliştirmişler. Birçok fotoğraf makinesi icat edilmiş. Kalotipin mucidi Henry Fox Talbot 1845 yılında Lacock Abbey'de art arda çektiği iki kareyi birleştirerek ilk ardışık panoramik fotoğrafı elde etmiş. Diğer yandan İstanbul’da 19. yüzyılda Galata Kulesi ve Beyazıt Kulesi’nden de birçok panoramik fotoğraf çekilmiş. Abdullah Biraderler ve James Robertson gibi fotoğrafçıların bu panoramik fotoğrafları günümüze eşsiz birer örnek olarak kalmış.

Sprocket Rocket ile çekimler yaptın. Lomography’nin bu panoramik modeli ile çekim yapmak nasıldı?

Sprocket Rocket ile çekim yapmak çok kolaydı. Diyafram ve enstantanenin objektif üzerindeki yerleri çok iyi ayarlanmıştı ve kullanımı çok pratikti. Odaklama konusunda da hem makro hem de sonsuz ayarındaki çekimlerde istediğim sonucu elde ettim. Diğer yandan Sprocket Rocket, üst üste pozlamada da bu tekniğin tutkunu olanlar için gayet başarılı. Bu sergi için çektiğim fotoğraflarda perforeleri de pozlamayı tercih ettim. Bunun da İstanbul’daki Bizans yapılarına farklı bir gözle bakmamızı sağladığı görüşündeyim. Siyah beyaz film ile elde ettiğim duygu ise beni renkli filmdekinden daha çok mutlu etti. Sprocket Rocket’in fotoğrafın iki yanda yaptığı bozulma ve netsizlik ise fotoğraflara ayrı bir özellik ve gizem kattı.

Çektiğin fotoğraflar arasında en çok hoşuna giden hangisi oldu? Bizimle bu fotoğrafın hikayesini paylaşır mısın?

Çektiğim fotoğraflar arasında en çok sevdiğim Dikilitaş ve Yılanlı Sütun’un bir arada olduğu fotoğraf. Sprocket Rocket’imi dikey olarak kullandığım bu fotoğrafı aslında Fransız fotoğrafçı Joseph-Philibert Girault de Prangey (1804-1892)’den ilham alarak çektim. 1843 yılında çıktığı yolculuğunda Prangey İstanbul’a da gelmiş ve İstanbul’un dagerotiplerini çekmiş. İslam mimarisi üzerine çalışan Prangey’in çektiği dagerotiplerden bir tanesi de Dikilitaş ve Sultanahmet Camii’nin minaresinin yer aldığı dikey panoramik fotoğraf. O, kendisi özel olarak tasarladığı makinesi ve dagerotip plakaları ile bunu gerçekleştirmiş. Dagerotip plakaları kesip, yatay veya dikey dikdörtgen şekilde kullanarak fotoğraflarında panoramik etki yaratmış. İşte onun bu dâhiyane fikrini öğrendiğimde ona ve çektiği bu dagerotipe hayran kalmıştım. Sprocket Rocket’ımla ilk denemeleri yaptığım mekân At Meydanı (Hipodrom) oldu tabii ki. Ben de onun gibi, ancak başka bir açıdan iki önemli sütunu kadrajımda buluşturmayı Sprocket Rocket ile başardım.

Bu serideki fotoğraflar İstanbul’daki Bizans mimarisi yansıtan eserlerden oluşuyor. Bizans mimarisinde en çok beğendiğin eserler nedir?

Bizans mimarisine ait bütün eserler beni çok etkiliyor, tıpkı İstanbul’un sahip olduğu Osmanlı eserleri gibi hepsinin İstanbul’un tarihinde çok önemli yeri var. Bu eserlerin hepsi, İstanbul’u çok derin ve çok katmanlı bir kent haline getiriyor. Bu da fotoğrafçılar için çok önemli bir şey.

Bu sergi için konuşmak gerekirse çekerken en çok etkilendiğim ve hüzünlendiğim yapı Bukoleon Sarayı kalıntıları oldu. Diğer yandan İstanbul kara surları fotoğraflamaktan asla bıkmayacağım Bizans eserlerinden. Surlar boyunca yaptığım uzun yürüyüşler ve çekimler en keyif aldığım anlardı.

Çektiğin fotoğrafların bir kısmını Cyanotype yöntemi ile bastın. Bu yöntemi biraz anlatır mısın bize?

Kısaca anlatmak gerekirse, Cyanotype (Blueprint-Mavi baskı), Sir John Frederick William Herschel (1792–1871) tarafından 1842 yılında icat edilmiş. Gümüş tuzları ile değil demir tuzları ile elde edilen bir yöntem. Eşit miktarlardaki demir amonyum sitrat ve potasyum ferri siyanür karıştırılarak herhangi bir yüzeye (kağıt, kumaş, ahşap) uygulanıyor. Yüzey üzerine bir negatif veya nesne konularak güneşte veya ultraviyole ışıkta pozlanıyor, ardından su ile yıkanıyor. Bütün demir tabanlı baskı teknikleri gibi ışığa duyarlılığı düşük ve uzun pozlama süresi gerektiriyor (5 dakika ve daha fazla gibi). Kontak baskı ve fotogramlar için çok uygun bir teknik. Cyanotype’ın büyük hayranlık uyandırması ve yaygınlaşması ise Botanik bilimi ile ilgilenen Anna Atkins (1799-1871) tarafından sağlanıyor. Atkins, aile dostu olan Herschel’den bu yöntemi öğreniyor, cyanotype yöntemini botanik biliminde tipolojik kayıt elde etmek için kullanıyor. Su bitkileri ve deniz yosunlarının fotogramlarını yapıyor. 1843 ve 1853 yılları arasında gerçekleştirdiği bu çalışması, British Algae: Cyanotype Impressions adı ile basılıyor. Bu eser, günümüze kadar birçok sanatçıya ilham kaynağı oldu, olmaya da devam ediyor.

Benim bu sergideki yöntemim ise fotoğraflarımı Sprocket Rocket ile çektikten sonra negatiflerimi büyütmek ve resim kâğıdı üzerine bu negatifleri cyanotype tekniği ile basmak şeklinde oldu. Sprocket Rocket’in perforeleri pozlaması, panoramik açısı ve Cyanotype yönteminin sonsuz mavisi birleştiğinde ortaya bu fotoğraflar çıktı.

Çekimleri yaptığın Sprocket Rocket’ı daha önce kullanmamış olanlara ya da yeni başlayanlara neler önerirsin?

Hiç düşünmeden bu makine ile çekimlere başlasınlar, çok şey kaçırıyorlar! Sprocket Rocket, hem kullanım açısından çok pratik hem de çok sağlam. Diğer yandan panoramik fotoğrafı bu şekilde kolay çekebilmek, ayrıca üst üste pozlama yapabilme deneyimi eşsiz.

nural tarafından, 2017-03-06 tarihinde ve #kültür #insanlar #people #panorama #exhibition #lomoamigo #sprocket-rocket başlığında yazıldı.

Daha İlginç Makaleler