Eyvahblues ile Sürrealizm Üzerine

2017-03-23 3

Mert Can Tekin, nam-ı diğer eyvahblues ile çektiği fotoğrafları, sürrealizm ve deneysel sanatlar üzerine konuştuk. "Sürrealizm ve deneysellik benim için bir keşif yolculuğu, aynı zamanda bir arayıştır" diyen Mert Can'ın çektiği fotoğraflara eklenen çizimler, çok farklı sanat eserlerinin oluşmasına yol açıyor. Mert Can'ın çizimlerle bezeli fotoğrafları ve deneyimlerini merak ediyorsan, okumaya devam et.

Krediler: eyvahblues

İsim: Mert Can Tekin
LomoEv: eyvahblues
Yer: İzmir, Türkiye
Instagram: eyvahblues

Merhaba! Lomography dergisine hoş geldin. Topluluğumuza biraz kendini tanıtır mısın?

Merhabalar, yirmi üç yıl önce bir sonbahar akşamı İstanbul’da doğdum. Çocukluğumu İstanbul’da minik bir kasabada geçirdim. Van Gogh’u o zamanlar kimse kulağıma fısıldamamıştı fakat yıldızlı geceyi birçok kez yaşadığımı hatırlıyorum. Dünya’da geçirdiğim ilk on beş yılı Hayao Miyazaki filmlerindeki gibi hatırlıyorum. Televizyonda gösterilen Chaplin filmlerini ise çizgi film gibi izlerdim. Büyüdüğüm evin çevresindeki ağaçların yerini apartmanlar ve gökdelenler aldığında ise artık çocuk değildim ve sakin bir şehirde üniversite okumak istiyordum. On yedi yaşıma gelmiştim, bir tercih yapmam bekleniyordu; üniversite için İzmir’e yerleştim. İzmir’e yerleştiğimde kendim ile daha sık baş başa kalmaya başlamış ve ister istemez sorgularım artmıştı. Yeni insanlar tanıdıkça ve kendim gibi sorgulayan insanlar ile düşüncelerimi paylaştıkça; aslında o kadar yalnız olmadığımı anladım. Yaşadığım bu şehirde okumaya, yazmaya, çizmeye, fotoğraflamaya ve tüm bunlar üzerine düşünmeye çokça zamanım oldu. Bu akışın içinde kozmos, karşıma John Berger, Susan Sontag, Roland Barthes, Samuel Beckett, Albert Camus gibi gibi yazarlar çıkardı. Aynı zamanda Tarkovsky, Kieslovski, Jarmusch, Antonioni, Bergman ve Jean-Pierre Jeunet filmlerinden etkilenmiştim. Daha sonra ise Josef Koudelka, Duane Michals, Andre Kertesz ve Robert Doisneau gibi fotoğrafçılara denk geldim. On dokuz yaşımda arkadaşlarım ile beraber ‘Sanat Dalları ve Senaryo Yazarları Derneği’ni kurduk. Fazla ilgi görmediği için iki yıl içerisinde derneği kapadık. Fotoğrafa başlamadan evvel sinema ile ilgileniyordum. Daha sonra ise arkadaşımın elinde dedesinden kalmış ‘Zenith’ analog fotoğraf makinesi vardı. “Niçin fotoğraf çekmiyoruz?” diye düşündük ve filmler almaya, sürekli denemeye başladık.

Şimdi ise yirmi üç yaşındayım, İzmir’de yaşamaya devam ediyor, medya ve iletişim üzerine üniversite okuyorum. Güzel sanatlar eğitimi almak istedim, olmadı. Bu bana daha bağımsız çalışmalar için ortam ve zaman hazırladı. Fotoğraf başta olmak üzere edebiyat, müzik, sinema ve resim ile ilgileniyorum. Zaman geçtikçe elime farklı farklı analog fotoğraf makineleri geçti. Zenith ile başlayan serüven, Minolta, Yashica, Sprocket Rocket ve Pentax ile devam ediyor. Doku ve renk, analog fotoğrafın özü gibi. Sürekli olarak bayat filmler kullanmayı tercih ediyorum. Sürreal, deneysel fotoğraflar ve uyarlamalar üzerine çalışıyorum. Son zamanlarda fotoğrafçılıkta yeni bir kavram üzerinde düşünüyorum: Photodrawhy: ‘Photo’, ‘draw’, ‘why’ kelimelerinden oluşuyor. Bu kavram, fotoğraf ile resmi birleştiren bir algı: hem soyut, hem de somut, hem sanal hem de gerçek. Henri Matisse, Emil Nolde ve Rene Magritte uyarlamaları, Elif ile beraber gerçekleştirmekte olduğumuz çizgi karakterli çalışmalar, punctum-kolaj çalışmaları ve pastel boyalar ile tasarladığım karakterlerden oluşturduğum analog fotoğraf serileri ile beraber bu yıl ilk çalışmalarımı gerçekleştirdim.

Krediler: eyvahblues
Krediler: eyvahblues

İlk fotoğraf makineni hatırlıyor musun? İlk çektiğin kareler nasıldı?

İlk defa 5-6 yaşlarımda otomatik bir Kodak analog fotoğraf makinesi elime geçmişti. Ailemle beraber gittiğim yaz tatillerinde onların ve deniz kıyılarının fotoğraflarını çekmişim. O dönemlerde fotoğrafı çektikten uzun bir süre sonra görmek, benim için kutsal bir şey olmuştu. Çünkü filmin banyodan gelmesini beklemek ve baskı halinde ona dokunmak, onu daha değerli kılıyordu. Şimdi ise albümleri açıp hala bakıyorum. Daha sonra ise elime ilk defa bir Zenith geçti. Çocukluğumun tecrübesine dayanarak, çekmeye başladım. Henri Cartier-Bresson’un bir sözü vardır: İlk 10.000 fotoğraf, en kötüleridir.

Sürrealizm ve deneysel sanatlara olan ilgin nasıl başladı? Bunun peşinden gitmeni sağlayan neydi?

Sürrealizm ve deneysellik benim için bir keşif yolculuğu, aynı zamanda bir arayıştır. Tüm zıtlıkların içinde beliren manevi noktaya işaret eder, bu noktada benlik yok, hiçlik vardır. Dünya’daki varlığımı yorumlamaya başladığım zamanlar, fotoğraf makinesinin vizöründen baktığımda, üzerinde müzik notaları beliren bir silüet ile karşılaşmıştım ve bu görüntü, beni fotoğrafın sonsuzluğuna davet eder gibiydi.

Krediler: eyvahblues

Tercih ettiğin teknikler var mı? Hangi farklı görüntü-yaratma tekniklerini deneyimlemek isterdin?

İlk olarak kullandığım teknik çoklu pozlama tekniğiydi. Zihnimde beliren görüntüleri, filme nasıl üst üste yazabileceğimi düşünüyordum. Daha sonra ise balon, keman, fötr şapka gibi nesneler ile punctum tekniğini farklı biçimlerde denedim. Franz Kafka’nın defterine çizdiği sketch çizimleri çektiğim fotoğraflara ekledim. Ardından fotoğrafın içine çizgi karakterler ekleme fikri belirdi. Tek başıma çalışmaktan ziyade kolektif bir şekilde çalışmayı seviyorum. Fikrin belirdiği günlerde uçakla İstanbul’a geldim. Elif ile Kadıköy’de görüştüm, fotoğrafın içine çizgi karakterler eklemenin hoş olabileceğinden konuştuk. Hemen çalışmalara koyulduk. Artık fotoğrafı çekerken çizgi karakterleri de kadrajın içinde görerek çekmeye başlamıştım. Bu karakterlere fotoğrafın içinde hayat vermek, onların orada varlığını sürdürdüğünü düşlemek, kendi açımdan yeni bir teknikti. Storyboard tekniği ile çalışmalar yaptım. Ardından kolaj tekniğini kullanarak, gerçek bir görüntünün üzerine pastel boyalar ile tasarladığım karakterleri eklemek fikri geldi. Daha sonra ise fotoğrafa uyarlamak istediğim ressamların karakterlerini keserek, baskı üzerinde denemeler yaptım. Kesip-Biçme tekniği ile Henri Matisse ve Emil Nolde karakterleri üzerine çalıştım. Pastel renkler ile analog fotoğrafın dokusunun birbirine ne kadar benzer olduğunu ve renklerin birbirini nasıl tamamladığını fark ettim.

Gelecekte denemek istediğim birçok teknik var. Yakın zamanda Diana makine edinerek, splitzer ile gerçeküstü çalışmalar yapmak istiyorum. Aynı zamanda kullanmak istediğim bir diğer teknik ise ışıkla boyama ile sürreal karakterler yaratmak. Ayrıca son zamanlarda keşfettiğim yeni bir teknik daha var. Eğer yanımda fotoğraf makinem yoksa o anı zihnimdeki filme çekiyorum. Çalışma odama geldiğimde ise o anın soyut duygulanımlarını çizmeye çalışıyorum.

Krediler: eyvahblues

Kolajların ve elle boyama fotoğrafların, çok dikkatli bir boyama sürecinin eseri gibi duruyor. Yeni fotoğraf serilerini nasıl oluşturuyorsun?

Genel anlamda tüm fotoğraf çalışmalarını, makineye filmi takmadan önce planlıyorum. Hangi renklerde filmler ile çalışacağımı belirliyor ve mümkünse o filmin bayatını elde etmeye çalışıyorum. Karakter çizimlerini ise olabildiğince sınırsız bir algıda tasarlamaya çalışıyoruz. Aynı zamanda hayatımın sakinliğini de korumaya özen gösteriyorum. Çoğu zaman az uyumaya, az yemek yemeye ve az konuşmaya özen gösteriyorum. Düşündüklerimizin nesneleri görüşümüzü ve bakış açımızı etkilediğini düşünüyorum. Enstrümanını akort edebilen bir müzisyenin, hayatını akort etmediği sürece herhangi bir duygu, düşünceyi yansıtabileceğine inanmıyorum. Bu tüm sanat dalları ve felsefeler için geçerlidir. Fotoğraf için ise, her ne kadar enstantane/diyafram ve iso ayarlarına hakim olunursa olunsun, bir fotoğrafçı hayatın ve bakış açısının ayarlarını yapamıyorsa, o duyguyu tam anlamıyla besleyemiyor, zayıf kalıyor demektir. Kendimi fotoğraf çekerken zayıf hissettiğim çokça oldu. Fotoğraf çekerken sadece o ana odaklanmak bir çeşit meditasyon gibidir. Düşüncelerimizi altın orana oturtmadan evvel, hayatımızın grafiği ne yönde ilerliyor, o duygu haline girebiliyor muyuz, düşünmeliyiz. Üretmeden evvel, olabildiğince kendimi bu dünyadan soyutlamaya ve aynası olmak istediğim duyguyu gezegene yansıtmak için hayatın manipülasyonlarından uzak durmaya gayret ediyorum. Kolaj çalışmaları ve çizimlerin özenli bir şekilde dizilimi ise tamamen ayna nöron çarpışması sonucunda gerçekleşiyor. Bir fikri ürettikten sonra, onu uygulamaya döküp, diğer bir fikrin üzerine gitmeye çalışıyorum. Bu sayede, yeni fotoğraf serilerinin oluşumu, aslında bir önceki serinin içinde gizlenmiş oluyor. Aynı zamanda çalışmalar bu şekilde daha akıcı ilerliyor.

Krediler: eyvahblues

Şu ana kadarki en sevdiğin işin hangisi? Diğer serilerin arasında bunu ön plana çıkartan nedir sence?

Hoş bir soru. Favori olarak gördüğüm çalışmalardan bir tanesi, Henri Matisse’in 1910 yılında çizdiği Music resminin karakterlerini, doğanın içinde rastladığım bir koltuk takımına adapte ettiğim fotoğraf çalışmasıdır. Bir diğeri ise tekrardan Henri Matisse‘in 1910 yılında çizdiği Dance resminin karakterlerinin, Elif’in çizime uyarlaması ile doğada bir kulübenin önünde dans ettikleri fotoğraf çalışmasıdır. Son olarak ise sakin bir pazar sabahı çektiğim keman çalmakta olan sokak müzisyeni portresidir. Onları diğer çalışmalardan ayıran ince çizgi, ‘music’ uyarlamasının absürtlüğü, ‘dance’ uyarlamasının uyandırdığı mutluluk ve keman çalan adam portresinin duygusudur.

Krediler: eyvahblues

İşin için kimlerden ya da nelerden ilham alıyorsun?

Boşluğun içinde yaşadığımı hissettiren tüm şeyler ilham veriyor. Yansımalar, gölgeler, renkler, çizgiler, ışık kırılmaları ve detaylar... Aynı zamanda en basitinden bir ağacın gövdesine yaslanıp saatlerce oturmak, bir kedinin kuyruk hareketlerine odaklanmak ve gezegendeki varlığımı düşünmek... “Mars gezegenine ulaşmak, kendi kendine ulaşmaktan daha kolaydır.” demiş Carl Jung. Ayrıca dinlediğim müziklerden de ilham alıyorum. Film bir büyüdür, müzik ise o filmin dumanı...

Fotoğrafçılık dışındaki ilgi alanların nelerdir?

Fotoğraf dışında müzik ile ilgiliyim. Yeni müzikler keşfetmekten keyif alıyorum. Blues/Jazz ve Deneysel müzik setleri hazırlıyorum. ‘Müzikli Asansör’ adında bir internet radyosuna sahibim. Keşfettiğim müzikleri ‘Neptun’ ve ‘Nightwalker’ adında iki radyo programında sunuyorum. Aynı zamanda midi-klavye ve başlangıç seviyesi bass gitar çalışmaları yapıyorum. İzmir’de, elektronik etkileşimli deneysel müzik üretmek üzerine ‘Zapt Project’ adında bir proje gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Ayrıca minik öyküler tasarlamak hoşuma gidiyor, yazmayı, yürümek gibi bir eylem haline getirmek, gün içinde beni dinç tutuyor ve son olarak bir nevi terapi gibi, pastel boyalar ile çizimler, boyamalar yapmaktayım.

Krediler: eyvahblues

Fotoğrafçılık, özellikle sürrealizm ve deneysel tarz, dünyaya bakış açını nasıl etkiliyor?

Dünya şekli itibariyle sürreal bir gezegendir. Deneysel bir çalışma sonucu kusursuz bir şekilde tasarlanmıştır. İnsanlar ise bu gezegenin pikselleridir. Uzaydan çekilmiş fotoğraflara bakıldığında soluk bir mavi noktanın içindeyizdir. Aynı zamanda dünya ise tüm evrenin içinde piksel piksel görünmektedir. Hem dünya, hem de insan bu büyük fotoğrafın ince detaylarıdır. Burada insanın kozmostaki özel konumu önemlidir. Bizler piksel piksel görünmemize rağmen tüm bu kozmosu oluşturan büyük fotoğrafın kendisiyizdir. Bunu kavradıkça ve bunu düşledikçe, çevremizde gelişen olaylara bakış açımız değişir. Düşündüklerimiz nesneleri görüşümüzü etkiler. Hayatın içindeki deneyselliği fark eder, gülümseriz. Yansımalar, gölgeler, renkler, çizgiler, ışık kırılmaları ve detaylar bir anda karşımızda belirir ve fotoğraflarız. Fotoğraf çekmek, dünyaya üçüncü bir gözden bakmaktır.

Gelecek projelerin var mı?

Gelecek projeler için heyecanlıyım. Çizgi karakterler ve geometrik şekiller ile beraber ‘photodrawhy’ serisini minimalleştirerek ve karikatürize ederek sürdürmeyi planlıyorum. Bunun yanı sıra tasarlamış olduğum fotoğraf çalışmalarını sergilemek sevimli olur. Yeni fotoğraf serilerinin oluşumu, bir önceki fotoğraf serilerinin içinde gizli. Gelecek üç ay içerisinde gerçekleştirmeyi düşündüğüm projeler var. Deniyorum, denemeye devam edeceğim. Keyifli bir röportaj oldu, teşekkür ederim.

Krediler: eyvahblues

efealacamli tarafından, 2017-03-23 tarihinde ve başlığında yazıldı.

Özel bir kabartmalı deri tasarımına sahip LC-A +, LC-Wide ve LC-A 120'nin yeni yıldönümü versiyonlarını sunmaktan gurur duyuyoruz. Stoklar sınırlı, sen de hemen bu Lomo efsanesini Lomography Online Dükkan ya da sana en yakın Gallery Store'dan ön sipariş ver!

3 Yorum

  1. lorrainehealy
    lorrainehealy ·

    interesting work! I can't read the article but it's a very interesting concept.

  2. efealacamli
    efealacamli ·

    @lorrainehealy Hey! We are working on translating the article to English. It'll be available soon (:

  3. lorrainehealy
    lorrainehealy ·

    @efealacamli fantastic! can't wait! and thanks!

Daha İlginç Makaleler