Bu, Petzval Lens'ini ön sipariş vermek ve özel diyafram plakalarının paketine ücretsiz olarak dahil olması için son şansın! Tahmini olarak Ağustos (ya da daha yakın) ayında teslim edilecektir, teklifi kaçırma ve mükemmel portre objektifini güvenceye al!

Kullanıcı hesabın var mı? Giriş | Lomography'de yeni misin? Üye Ol | Lab | Şuanki Site:

Ustalarla Buluşma: Felix R. Cid'in Nasihatı - Milyonlarca Fotoğraf Çek

Profesyonel fotoğrafçılık için Felix R. Cid'in seçtiği yol kesinlikle en ilginç olanı. Profesyonel çalışma alanına inşaatla başladı, diskolarda insanların fotoğraflarını çekti ve Ibiza'da kendi işini kurdu. Fotoğrafçılıkla hayatını kazanmaya nasıl başladığını oku ve Londra'da, New York'ta, Madrid'de ve Paris'te çektiği 1,111 fotoğrafa ulaşan etkileyici videoyu izle.

Lütfen topluluğa biraz kendinden, eğlence için, yaşamak için neler yaptığından bahset.

Geçmişte hayatımı kazanmak için birçok şey yaptım. İşçi bir aileden geliyorum. İnşaatta bir kaynakçı olarak çalışıyordum. Diskoda çalıştım, Ibiza’da kendi işimi kurdum ve pek çok ticari fotoğrafçı için asistan olarak çalıştım. Bugün aslında sanatımı yaşatabilecek kadar şanslıyım. Eğlenmek için neler yaparım? Akdenizi fotoğraflarım ya da onun zevkini çıkarırım.

Ne zamandan beri fotoğrafçılıkla uğraşıyorsun ve bu işe nasıl başladın?

1999’da Madrid’de fotoğrafçılık okumaya başladım. Programı bitirmeden önce, Ibiza adasında siyah beyaz fotoğrafçılık üzerine yoğunlaşmış bir iş buldum. Bir günde yaklaşık 800 insanın fotoğrafını çekiyordum. Bütün ırklardan, yaşlardan, dillerden ve cinsiyetten. Geceleri, bütün gün çekim yaptıktan sonra, elimde olan sadece aynı siyah beyaz portrelerdi; yine, yine, günden güne, aydan aya. Tam olarak hayallerimin işi değildi ama fotoğrafçılık ve insanlık adına çok şey öğrenmemi sağladı. NY’a gelmeden önce birkaç yıl bu işi yaptım.

Hem fotoğrafçılıkla hem de video işiyle ilgileniyorsun ve sık sık ikisini karıştırıyorsun. Bu iki girişimde birini daha çok seviyor musun?

Bu iyi bir soru. Sorduğun için teşekkürler. Aslında bugün fotoğrafçılık hakkında konuşmak için bir platform olarak videoyaya yoğunlaştım. Videolarımı fotoğraflarımmış gibi kabul ettim, video olarak değil. Hareket edenlerin fotoğraflar olduğu söylenebilir. Genelde, hiçbir şeyin gerçek olmadığına inanırım, ama bir fotoğraf “gerçeklik” yüzeyini tasvir eden düz iki boyutlu bir görüntü aynı zamanda da şiir oluşturma yeteneği. Fotoğraf bir anlatıma sahip değildir, suskundur. Bunlar fotoğrafçılık adına en önemli destekçilerim oldu. Ve bu bağlamda “videolarımın” da aynı kategoriye ait olduklarını düşünüyorum.

İzin verin açıklayayım: Oraya gittim ve insanların “çok geleneksel” diyebilecekleri şekilde fotoğraf çektim. Sonra bu tek görüntülerle hala bir yüzey tasvir eden iki boyutlu bir görüntü olan son büyük bir fotoğraf yaratmak için çalıştım. Bir anlatıma sahip değil, suskun, dünyadaki diğer tüm basılmış fotoğraflar gibi. Tek farklılık benim fotoğraflarımın hareket ediyor olması, birbirlerinin üzerlerine ardışık dizilmelerinden dolayı. Eğer tüm bu görüntüleri çekip, daha büyük basılı bir kare içinde daha büyük bir birleşim (Siyah fotoğraflarımda olduğu gibi) oluşturmak için yazılım kullansaydım, hiç kimse fotoğrafın doğasını sormazdı. “Videoları” oluşturmamın yolu aynı ama bu durumda tüm görüntüler aynı kare içinde birleştirildi. Benim için önemli olan alan, zaman değil. Biçim ve içerik olarak onlar hala birer fotoğraf. Bu şimdi yapabilirim ama bugün çalıştığımız araçlar yüzünden bunu önceden yapamazdık. Tek fark bu.

Bu etkileyici “Yüzler” videon için kaç tane fotoğraf kullandın? Çektiklerinin hepsini mi yoksa birçoğunu mu kullandın ve dahil edemediğin ya da dahil etmek istemediğin fotoğraflar oldu mu?

“Yüzler” tam tamına 1,111 fotoğraftan oluşuyor. Londra’da, New York’ta, Madrid’te ve Paris’te çekildiler. Fotoğrafını çektiğim her bir insanı dahil ettim. İşin arkasındaki en önemli kavramlardan biri hiçbir şeyi dışarda bırakmamaktı. Çektiğim fotoğraflar hakkında hiçbir planım ya da beklentim yoktu. Karemin önüne atlayan herkesi fotoğrafladım. Her çekime eşit derecede yaklaştım, kim olduğu ya da nereden geldiğinin bir önemi yoktu. “Yüzler” organik bir süreç içinde gerçekleşti. Hiç plan yapmamıştım. Bu benim her zamanki çalışma şeklim. Sadece dışarı çıkarım ve çekerim, daha sonra stüdyoya geri döndüğümde bir şeyler şekillenmeye başlar. Bazen aylar sonra olur bu.

Fotoğrafçılıkta yüksek lisans yaparak Yale’den mezun oldum. Besbelli Walker Evans beni etkilenmişti. Modern fotoğrafçılığa bakıldığında, fark ettim ki, Evans’tan beri Amerikan fotoğrafçılığında bir şeyler sadece bir yönde değişti: Bireysellik üzerine fikirler. Evans döneminin sonrasında bazı bireysel kimliklere dayalı bilinçli sanatçının büyümesinde bazı istisnalar var: Onun için en iyi yolun var olmadığını iddia eden Gary Winogrand. Bu istisna eğilimine bir başka örnek, Vietnam krizi sırasında 1960 stadyumlarındaki kitleleri çizen ve karesinin içinde mümkün olduğu kadar çok insan tasvir etmeye çalışma obsesifi olan Tod Papageorge olacaktır. “Heads” ile inanıyorum ki Evans’ın yaktığı ateşe parmağını basacak olan Philip Lorca Dicorcia. Anlatmaya çalıştığım şey, Walker Evans kişisel kimlik ifadesini umursamıyordu. Küresel Amerikan kimliğini yorumlamayı umursuyordu. Bir birey olarak kim olduğunu umursamıyordu ya da en azından bunu çalışmalarıyla ifade etme niyeti yoktu. Ben inanıyorum ki, sanat ve fotoğrafçılık bireylerin kimlikleri üzerine soruşturma yapılmasından çok daha ilginç bir yaklaşım. Belki bu benim Avrupa eğitimimden ve sosyalist bir hükümet altında büyümemden gelen bir şeydir, ama zaten “Yüzler” üzerine çalışıyorken de, “Stüdyo” fotoğrafına (Evans’ın “Amerikalıların Fotoğrafları” kitabındaki ikinci fotoğraf) baktım ve Evans’ın neden o fotoğrafı ilklerinden biri olarak seçtiğini çok iyi anladım. Benim için o sadece Amerika’yla alakalı değildi. İnsanlık haliyle alakalıydı ve günün sonunda Evans için de bunun böyle olduğuna inandım.

New York’ta fotoğrafçılık için Uluslararası Merkez’de çalıştın. Fotoğrafik çalışmalarına etki ettiği zamanlardaki en canlı hatıran nedir?

UMF’teki zamanımda birçok geçiş dönemim oldu. İspanya’dan New York’a taşınıyordum, İngilizcem bugünkünde de berbattı (inan ya da inanma, öyleydi) ayrıca ilk defa zamanımı sadece fotoğrafçılık çalışmaya ayırmıştım ve en büyük etkilenmem olan Amerikan fotoğrafçılığını da çok yakından öğrenmek zorundaydım. Ama bence işimi şekillendiren daha çok Yale’deki yıllar süren deneyimlerim oldu. İlk yıl programın yönetmeni Tod Papagoerge, ikinci yılsa Gregory Crewdson olacak kadar ayrıcalıklıydım. Her hafta paneldekiler arasından ve ayrıca olağan üstü sayıda sanatçı ve edebiyatçıdan oluşan sonsuz listeden, Richard Prince, Paul Graham, Jonh Pilson, Philip Lorca Dicorcia ve Richard Benson gibi figürlerimiz vardı. Yale kariyerimin en önemli iki senesiydi.

İspanya’da fotoğrafçı olarak çalışmaya başadın ve sonra New York’a taşındın. Bu iki ülkede fotoğrafa yaklaşımlarında büyük farklılıklar var mı? Nasıl açıklarsın bunları?

Önceden gördüğümüz ve duyduğumuz kadarıyla şunu söyleyebilirim: Avrupa boyanmış, Amerika fotoğraflanmıştır.

Senin alanında profesyonel çalışmaya atılacaklar için nasihatın nedir?

Tod Papageorge’ın bana bir kez söylediği kadar basit. İç güdülerini takip et. Sesi kolaymış gibi gelir ama bugünkü akılcı ve akla dayanan çağdaş zamanımızda bunu gerçekleştirmek belki de çok zor olabilir. Ama gerçekleştirecek bir yol bulursan, asla kaçırmazsın.

Lütfen bizimle her zaman mükemmel fotoğraflar elde edebileceğimiz bir tüyonu paylaş.

Milyonlarca fotoğraf çekin.

Son olarak, yakında gerçekleşecek yeni bir projen var mı? İzleyebileceğimiz herhangi bir şey?

Aklımda pek çok düşünce var ama bu yazdan birkaç yeni fotoğrafım var ve onlar Siyah Fotoğraflar’a eklenecekler. “Landed” dediğimiz bir kitap da hazırlıyorum. Aynı zamanda birçok şeyle çalışabiliyorum. İşin sihri hangisinin sağ kalacağını bilmekte.

New York’ta Garis and Hanan Galerisi’nde yakında gerçekleşecek olan ve benim çalışmalarımı da içeren sergi için çok heyecanlı olduğumu söylemek isterim. Serginin adı “Güzden Sonra” ve Ocak’ın 10’nunda açılıyor.":http://www.afterthefall.us Gideon Barnett, Pao Her, Matthew Monteith, Yorgos Prinos, Hrvoje Solvenc ve Monika Sziladi gibi diğer her bir sanatçıyı ben şahsen tanıyorum ve onlara imreniyorum. Fotoğrafçılıkta bugünlerde en iyi işleri yapanlardan olduklarını düşünüyorum.

Ptofesyonel fotoğrafçılarla ilgili daha fazla şey duymak ister misin? Diğer röportajlara da bir göz at: Ustalarla Buluşma

bohlera tarafından yazıldı ve kablelvuku çevirdi

Henüz yorum yapılmamış, ilk ol

Makaleyi farklı bir dilde okuyun

Bu makalenin orijinal dili: English.